Ana sayfa Araştırma/Analiz İNGUŞETYA VE ÇEÇENİSTAN SINIR ANLAŞMAZLIĞI NEDİR?

İNGUŞETYA VE ÇEÇENİSTAN SINIR ANLAŞMAZLIĞI NEDİR?

tarafınfan adige

27 Eylül’de Yunus-Bek Yevkurov ve Ramzan Kadırov’un imzaladığı İnguşetya ile Çeçenya arasındaki sınırı düzenleyen antak kalma, problemi ortadan kaldırmak yerine gerilimi daha da artırdı. İnguşetya’nın başkenti Magas’da binlerce şahıs mitinge başlarken, anlaşmayı onaylayacak olan İnguş Parlamentosu’nun pek oldukca üyesi de protestoculara katıldı , anlaşmanın akıbeti  ise belirsiz kaldı. Böylece Kafkasya’nın kronik problemlerinden biri beklenmedik bir halde bölgeye geri dönmüş oldu.
1934’ÜN YANSIMASI
Çeçenya ile İnguşetya arasındaki yönetimsel sınırlarla ilgili mevcut ihtilaf, Sovyet sonrası Şimal Kafkasya’daki öteki birçok çatışma ile aynı nedenden kaynaklanıyor; tamamı Sovyetler zamanından kalma idari-bölgesel bölünmenin bir sonucu.
Çeçenler ve İnguşlar birbirine yakın iki halk, sadece 1920’lerde meydana getirilen ulusal yapılanma esnasında iki ayrı otonom bölge organize edildi: İnguş ve Çeçen.
1934’te, Çeçen-İnguş özerkliğinde (ilkin özerk bölge ve 1936’da özerk cumhuriyet) birleştiler. O zamandan SSCB’nin çöküşüne kadar, Çeçenler ve İnguşlar için ayrı bir özerklik olmadı. 1944’te Çeçen ve İnguşlar’ın Stalin tarafınca sürgün edilmesinden sonrasında kaldırılan Birleşik özerklik, 1957’de yeni sınırlarda yine ihya edildi. O dönemde, İnguşlar’ın Osetlerle beraber yaşamış olduğu komşu Şimal Osetya Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Vladikafkas etrafındaki bölgeler, yine kurulan Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Toplumcu Cumhuriyeti’ne bilhassa verilmedi. Buna karşılık çoğunluğun Rus olduğu kuzeydoğudaki topraklar yeni özerkliğe eklendi.
SSCB’nin çöküşüyle, bağımsızlık yanlısı hareket Çeçenya’da hızla güçlendi. 1992’nin başlarında, Sovyetler Birliği yerine kurulan genç Rusya devletinin yetkilileri, bölge üstünde neredeyse hiçbir kontrole haiz değildi. Özgürlük yanlıları Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’nın ve silahlı mücadeleyi tercih etmeyen (Çeçenya’daki silahlı gruplara dahil olan bazı göçmenlerin dahil olmasına karşın) İnguşetya’nın bağımsızlığını duyuru ettiler ve 1992’de Rusya Federasyonu içinde ayrı bir birim oldular.
İnguşetya iki yangın bölgesi arasındaydı. Doğuda Çeçenya’da sertlik kol geziyordu. 1992 sonbaharında batıda Şimal Osetya’nın Prigorodny bölgesinde İnguşlarla Osetler içinde çatışmalar başladı.
1994 senesinde da Çeçenya’da bağımsızlık yanlılarına karşı federal güçlerin savaşı başladı.
Doksanlı yıllarda, İnguşetya’nın ilk cumhurbaşkanı Ruslan Aushev ve ekibi, mevcut şartlarda, dışarıdan hiçbir destek almadan bölgesel bir yönetim sistemi oluşturdu ve cumhuriyetin ayaktta kalmasını sağladılar.
Bu durumda, talihsiz bir halde Lenin’in meşhur tezindeki “sınır problemininin onuncu problem olduğu” ortaya çıkarıldı. Bölgeler arasındaki sınırın çizilmesini o zamana kadar kimse ciddiye almamıştı. İnguşetya Cumhuriyeti ile Çeçen bağımsızlık yanlıları içinde toprakların bölünmesi diye bir problem yoktu.
1993’te her ikisi de eski Sovyet generali olan Ruslan Aushev ve tanınmayan İçkeria Cumhuriyeti’nin lideri Covhar Dudayev, Çeçen ve İnguşların 1934’teki birliktelikleri sırasındaki sınırı esas alan bir antak kalma imzaladılar. Aslına bakarsak, o zamanki sınırlar 1990’larda mevcut sınır hattına tam olarak uymuyordu, sadece iki Çeçen savaşı esnasında yada cenk sonrası 2000’lerin ortalarında Çeçenya’da tekrardan yapılanmanın başladığı dönemde bu tutarsızlığı kimse dillendirmiyordu. Teknik olarak, 2009 senesinde Çeçenya ve İnguşetya’da cumhuriyet yasaları kabul edilip belediyelerin sınırlarının konuşulması söz mevzusu olduğu durumda bile konum bölgeler içinde köktencilik bir bölgesel bölünmeye kadar gitmedi.
“BİR ADIM BİLE GERİ ADIM ATMA!”
Sınır problemi ciddi olarak ilk kez 2013’te ortaya çıktı. O senenin yazında, ayaklanan halkın bastırılması için Çeçenya ve İnguşetya’nın önderliğinde ortalama üç yüz Çeçen kolluk kuvveti İnguş “yargı yetkilileri” denetimi altında Arshty köyüne girdi. Çeçen güvenlik yetkililerinin resmi açıklamalarına bakılırsa bu grubun amacı, Şimal Kafkasya’yı yakalayan Doku Umarov’un o zamanki liderini tutuklamaktı.
Çeçen yasa uygulayıcılarının, eşkiya oluşumlarına karşı operasyonlar esnasında İnguşetya’ya girmesi, İnguşetyalılar’da Yunus-Bek Yevkurov’un başkanlığına karşı güvensizlik oluşturdu. Yevkurov, Çeçenya Cumhuriyeti Başkanı Ramzan Kadirov’un giderek artan etkisiyle beraber, İnguş Cumhuriyeti üstünde bir çeşit “dış denetim” tehdidinin oluştuğunu görebiliyordu. O şekilde ki, İnguş yetkililer, Arshty köyüne gelen Çeçen güvenlik görevlilerinin gerçek niyetinin, köyün Çeçenya’ya iştirak etmesi için bir gosteri düzenlenmesi bulunduğunu belirttiler. Birkaç gün süresince Çeçenya ve İnguşetya liderleri sınırlar hakkında keskin ifadeler kullandı ve tartışmalı bölgelerin büyüklüğü tek bir köyün sınırlarının ötesine geçti. Ondan sonra, büyük olasılıkla Kremlin’in devreye girmesiyle Kadirov ve Yevkurov karşılıklı iddialarından rücû ettiler ve Çeçen güvenlik görevlilerinin sınır ötesi saldırıları da durdu. Böylece sınır mevzusu kamusal alandan bir kez daha çekilmiş oldu.
Bu senenin Ağustos ayında toplumsal ağlarda, sınır problemi bulunan ve Çeçenya’nın denetiminde olan ormanlık alanlardan birinde bir yol inşa edilmiş olduğu duyurusu yer aldı. Çeçen güvenlik yetkililerinin tartışmalı bölgeye göndermiş olduğu yönünde söylentiler yayıldı. İnguşetya’da gerilim yavaş yavaş artmaya başladı. İlk başta hoşnutsuzluk, bir tek İnguş blogcular ile bazı yaşlıların Yevkurov’a “tek bir geri adım” atmaması ve 1992’den beri İnguşetya’nın parçası olan bu bölgenin bir metrekaresinden bile vazgeçilmemesi çağrıları netin pek dışına çıkmadı.
Şu demek oluyor ki, gerilim başlangıçta ufak bir vakayla bağlantılı olarak aşağıdan hayata merhaba dedi, bölgesel liderlerin ifadelerinden değil. İnguş toplumsal ağlarında tartışmalar sürerken, nihayet federal merkezin, probleminin tekrardan alevlenmesi risklerine bir son vermek için sınır meselesini noktalamaya yönelik girişimine evrildi.
Netice olarak, 27 Eylül’de Şimal Kafkasya Federal Bölgesi yeni temsilcisi Alexander Matovnikov ile Yevkurov ve Kadirov içinde sınırda bir antak kalma imzalandı. Çeçen Parlamentosu bunu süratli bir halde onayladı, sadece meydana getirilen anlaşmanın İnguşetya Halk Meclisi tarafınca onaylanması mevzusu hala belirsizliğini koruyor. Resmi açıklamalara bakılırsa, 4 Ekim’de oylama yapılmış oldu sadece bazı milletvekilleri, gizli saklı oylama sonuçlarının hileli bulunduğunu ve yine yapılmasını istediler. Sadece kafi nisabın sağlanamamasından dolayı bunun da gerçekleşmediği açıklandı. İnguş milletvekilleri, binlerce kişinin yer almış olduğu ve yeni sınırları protesto eden Magas’daki gösterilere katıldılar.
                                                      TEPKİLERE SEBEP OLAN YENİ SINIR
Sınır problemi İnguşetya’da niçin bu şekilde şiddetli tepkilere niçin oldu?
Bu suali ikiye ayırmak yerinde olacak: Bu mevzu niçin sancılı oldu?
Ve anlaşmanın Yevkurov ile Kadirov tarafınca imzalanmasından sonrasında niçin alevlendi?
Sınır meselesinin İnguşetya’da bu kadar keskin bir halde algılanması gerçeği, esas olarak Sovyet sonrası tarihinin kendine özgü özelliklerinden, iki yangın arasındaki varoluş mücadelesinden ve komşu bölgedeki korkulu olaylardan kurtulma arzusundan kaynaklanıyor.
Daha yakın bir tarihte, 15–20 yıl ilkin, Cumhuriyet, sığınmacı ve onunla beraber hareket eden askeri birliklerle dolduğunda bu şekilde bir hedef oldukca uzak görünüyordu. Tarihsel koşullar, bilinmiş olduğu benzer biçimde, tarihsel hafızadan oldukca daha süratli değişebilir. Bu yüzden, bugün bile, tamamen değişik koşullar altında, komşu bölgelerdeki dengelerde meydana gelen herhangi bir değişikliğin İnguşetya’da oldukca etkili bir halde algılanması şaşırtıcı değildir.
Sınır anlaşmasının kendisine gösterilen tepkiye erişince…
Bu husustaki başlıca şikâyetlerden biri, sonucun perde arkasında hazırlanmış olmasıdır. “İnsanlara danışılmaması” sınır bölgesinden geçirilen yoldan doğan memnuniyetsizlikten oldukca daha sık duyuluyordu. Tepki, geniş bir kamuoyu tartışması ile mutabakat oluşturulmayan bir hususta bu şekilde bir antak kalma imzalanması, yetkililerin herhangi bir sonucuna karşı halk protestolarına olasılık vermeyen ve komşu Çeçenya’nın politik uygulamalarına angaje olmuş İnguşetya’daki bir kişinin anlaşmayı bir oldu bittiyle bölgeye monte etme girişimi olarak değerlendiriliyordu. Muhtemelen, Grozni’nin takındığı tavrı dikey hale getirme ihtimali İnguşetya’da memnuniyetsizliğe sebep olmuştu.
İNGUŞETYA’DA UYUYAN ENSTİTÜLER
Protestocular, İnguşetya makamlarını anlaşmaya imza atmakla suçluyorlardı ve genel olarak tepkiler buna yöneltilmişti. Tepkiler Kadirov’u, Kremlin’i ve kesinlikle Çeçenya halkını hedef almıyordu. Değişik karşıcılık grupları İnguş protestolarında mühim rol oynuyordu. Uzun süredir Yevkurov’la ilgili bazı şikayetleri olan kişilerde hiçbir şaşkınlık emaresi yoktu.
Daha garip olanı, İnguşetya Ulusal Meclisi milletvekillerinin davranışıydı. Hiçbiri bölge başkanı tarafınca imzalanan Çeçenistan ile sınır anlaşmasını desteklemeyi kabul etmiyordu. Ve hatta bazıları ilk gizli saklı oylama sonuçlarının hileli bulunduğunu iddia ederek protestolarda yer aldılar. Kamuoyu önünde sınır anlaşması aleyhinde konuşanlar vardı ve protestocuların yanında durup, anlaşmanın onaylanmasıyla ilgili oylamaya yine katılmayı reddediyorlardı.
Bu, otoriter yönetim altında dekoratif işlevler yürüten siyasal kurumların (partiler, parlamento, vb.) bir noktada gerçek bir politik mücadeleye katılımcı olup olamayacağı mevzusundaki güncel tartışmayı da akla getirdi. Doğal ki, İnguşetya örneği bu açıdan Kafkasya’da “spesifik” bir bölge olarak görülmekteydi ve Rusya’nın bütünüyle alakasız görünecekti. Aslına bakarsak, İnguşetya’daki vakalara dayanarak tüm ülke üstüne meydana getirilen projeleri sonuçlandırma vakti olabilir miydi? Ek olarak, bugün orada olanların büyük seviyede duygulardan kaynaklandığı ve sonuçların ise sadece duyguların azalmasıyla alınabileceği de açıktı. Fakat gene de İnguş vakaları deneyimi oldukca ilginçti.
Genel olarak, İnguş toplumunda “her insanın hepimiz hakkında her şeyi bilmiş olduğu” ve daha da önemlisi, gerektiğinde her insanın eylemlerin geçmişteki bağlantılarını hatırladıkları açıktı. Milletvekillerinde gelişen tavır kamuoyu baskısıyla açıklanabilir. Fakat mühim bir nokta var: milletvekilleri, yürütme otoritesinin sürpriz icraatlarını deşifre etmeye, İnguş halkının sınır mevzusunda sert açıklamalar ve mitingler halletmeye başlamasından sonrasında başladı, daha ilkin değil. Şu demek oluyor ki, bazı milletvekilleri için bölgede olanları görmezden gelmek, kabile yaşlılarının görüşlerini görmezden gelmekten daha ciddi bir risk benzer biçimde görünüyordu. Bu aslına bakarsan “Kafkasya özgüllüğü”nün istikrarlı kavramlarıyla çelişmektedir.
İnguş Meydanı başka fikirlerle de çelişiyor. Mesela, protesto gençler tarafınca organize edilmişti. Evet, İnguşetya’da, gençlerin yaşlılardan ayrı eylemlerde bulunmuş olduğu durumlar vardır. En canlı örneği de 2008 senesinde Nazran’daki fırtına gençlik protestolarının sonrasında bölge başkanı Murat Zyazikov’un istifasını talep etmesiydi. Sadece gençler için yaşlıların iştirakı, barışçıl bir etkinliğin düzenlenmesinde mühim bir rol oynamaktaydı; bu hakikaten de “gelenekçi” Kafkasya bölgesi için bir yenilikti. Sadece bu büyük olasılıkla baskılar sebebiyle değil, son yıllarda toplumsal yapıda meydana gelen genel değişimlerle bağlantılıydı.
Protestoların ana organizatörleri ve konuşmalarına zemin hazırlananlar, klan sisteminde hususi ağırlığa haiz figürler yada klişe liderler değildi; öteki bölgelerden insanlarla emek harcama deneyimi olan, “dışarıda” temsil işlevlerini yerine getirme kabiliyeti olan, çoğunlukla eylemlerde görülen kişilerdi. Aslına bakarsak bu özellikler, geleneksel değerleri yaşatan arkaik bir toplumda sahnede rol üstüne almak için lüzumlu olan nitelikler değildir.
Doğal ki, tüm bunlar, İnguş olaylarının, Rusya’nın öteki bölgelerindeki son protestolarla paralel bir halde yürütülebileceği anlamına gelmez. Her şeyden ilkin fiil liderleri, kendi ülkelerinin muhaliflerine olan sadakatlerini vurgulamıştı ve Rus karşıcılık gündeminden kesinlikle dışlanıyorlardı. İnguş vakalarındaki “bataklık” benzetmelerini en azından şimdilik doğrulamak oldukca zor. Sadece protestonun doğası bir çok belirsizliği koruyor.
Belirsizlikler içinde olan şeylerden biri de İslam’ın görevi. Dini liderlerin ve eylemcilerin protestolara iştirakı tartışmasızdır. İnguşetya’nın müftüleri ve müftülüğe açıkça karşı olan imamlar ile destekçileri de sınır anlaşmasına karşı çıktılar. Aslına bakarsak İnguşetya müftüsünün ve muhalif İslami çevrelerin kamuoyunun lideri olmayı reddetmeleri zor olsa gerek. Fakat bu durumda liderlik rollerine soyunmadılar (gönülden reddettiklerine inanmak zor da olsa). Sivil protesto gösterisi için İslami liderleri bir araya getirmek isteyenler oldu, sadece onlar liderlik etmediler. Bu, aralarındaki çatışmanın şiddetlenmesine yol açacak mı, önder bir pozisyon almaya girişim edecekler mi? Bölgedeki oldukca büyük görevi göz önüne alındığında İslamı dışlamanın mümkün olmadığı görülmektedir.
Başka bir sual, bölgesel vatanseverliği öne çıkaran bu mevcut eylemin, Vainakhların (Çeçenler ve İnguşlar) birliğinin duyuru edilmiş olduğu deklarasyonla iyi mi birleştirileceğiyle ilgilidir. Guşny’de ciddi müttefiklere haiz olan İnguşetya’nın müftülerinden protestolara gelen destek, eylemleri İnguş karşıtı, Çeçen karşıtı olarak adlandırmanın yanlış olacağını gösteriyor. Sadece öte taraftan İnguşetya’daki mevcut gerginlik tam olarak, Ağustos ayında, sınır bölgesindeki Çeçen güvenlik görevlilerinin görevden çekilmesinin ertelenmesi yüzünden başladı. Ek olarak, sınır ile ilgili problem uzun bir süre çözülmeyecek olursa, İnguşetya ve Çeçenya’da destekçileri olan bazı yalıtılmış ve örgütlü dini gruplar, hangi tarafta olduklarını seçmek zorunda kalacaklardır.
Gerçek siyasetin Şimal Kafkasya bölgesine dönmesiyle ortaya çıkan bu sorular hiçbir şekilde yersiz değildir. Siyasetin dönüşü, kurulan bazı ilişki sistemlerinin, hazır tesir merkezlerinin, kendini tanımlama mekanizmaları vb’nin yüzeye çıkışı demek de değildir. Bunun yerine, mobil ve belirsiz bir ittifaklar ve çelişkiler sistemi, ortak ve ayrı kimlikler ortaya çıkıyor. İç yapıda ciddi bir değişiklik sürecinin başladığı herhangi bir toplumda siyasal aktivasyonun da ortaya çıkması benzer biçimde.
Konstantin Kazenin
Kaynak: Carnegie Moskova Merkezi

Related Articles

Yorum bırakın